Yeni Evlilerin Korkulu Rüyası

16 Kasım 2008 Ezgi  
Kategori: Evlilik

insel Efsaneler Yeni Evlilerin Hayatını Karartıyor
Yanlış inanışlar yeni evli çiftlerin hayatını kabusa çevirebiliyor. Kadınlar en çok acı çekme korkusu yaşarken erkeklerde en çok karşılaşılan yanlış inanış ise her an cinselliğe hazır ve cinsellikte başarılı olma gerekliliği.

Yeni evlenenlerin bilgisizlik ya da yanlış bilgilenme nedeniyle cinsel ve ruhsal problem yaşadıklarını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Berfu Günel Akbaş, Bilgi eksikliği nedeniyle oluşan korkular ortadan kalkınca hem ruhsal sorunlar hem de çiftlerin arası düzeliyor diyor.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Berfu Günel Akbaş, Toplumda yaygın olarak doğruluğuna inanılan ama aslında doğru olmayan cinsel mitler nedeniyle sorun yaşayan çiftlerle çok fazla karşılaşıyoruz diyerek şunları söylüyor:

Cinsellik mahrem bir konu. Rahat rahat konuşulabilen bir konu değil. Bu yüzden de kulaktan dolma şeylerle evliliğe adım atınca sorun yaşamak da kaçınılmaz oluyor.

Kadınlarda en çok acı çekeceğim korkusu olduğunu belirten Akbaş, Çevresinden sürekli cinsellikte kadının çok acı çektiğini, çok kanama olacağını duyan kadın evlenince kendini kasıyor. Cinselliği rahat yaşayamıyor. O nedenle de vajinismus vakaları ile çok fazla karşılaşıyoruz. Vajinismusun altında çok büyük bir oranda bilgi eksikliği yatıyor. Daha ilk seansta bilgilendirmeyle kafasındaki korkuyu yok ettiğimiz dolayısıyla sorunu çözdüğümüz vakalar oluyor. Erkeklerde en çok karşılaştığımız yanlış inanışlar ise erkeğin her zaman cinselliğe hazır ve cinsellikte başarılı olması gerektiğidir. Bu da erkeğin başarısızlık korkusu yaşamasına neden oluyor. Erkeklerde cinsel organın boyutu cinsel gücün göstergesidir şeklindeki cinsel mit de erkeklerin sıkıntı yaşamasına neden oluyor.

HER ÇİFTİN NORMALİ FARKLI OLABİLİR

Cinsellikte normal kurallar olmadığının altını çizen Akbaş, hangi konularda çiftlere destek verdiklerini şöyle anlatıyor:

Cinsellikte şu kadar sıklıkla ilişkiye girmelisiniz, normal olan kurallar şunlardır gibi önerilerimiz yok. Her çiftin bir ritüeli vardır. Yani kimi çift haftada bir kere ilişkiye girmekten hoşlanır, kimi ayda 3 kez Her iki örnekteki çift için de bir sıkıntı yoksa biz buna çok az diyemeyiz. Eşlerden birinin sıkıntısı var diğerinin yoksa bunun için doktora geliyorlarsa ortak nokta bulmalarına yardımcı oluyoruz. Ancak eskiye oranla çiftlerin sorunlarında azalma var. Eskiden sorun kronikleştiği için çözmek de zor oluyordu. Çünkü cinsel sorun, ilişki sorununa dönüşüyordu. Yani eşlerini arası bozulmuş oluyordu. Sorun büyümeden geldiklerinde çok daha kolay oluyor. Cinsel sorunların çözümü için doğru bilgilendirme çok önemli. Özellikle anatomi konusunda bilgi akışının daha ilk öğretimde başlaması gerekir.

Yanlış cinsel inanışlar

- Cinselliği erkek başlatır ve yönetir; bu erkeğin üzerinde çok ciddi baskı oluşturuyor. Başlatmalıyım kontrol etmeliyim, yönetmeliyim kaygısı yaşıyor.
- Erkek cinselliğe her zaman hazırdır.
- Erkek cinsel organının boyutu cinsellikte çok önemlidir.
- Cinsel ilişkiyi başlatan kadın ahlaksızdır.
- Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı ve yönetmelidir.
- Kadınlar ilk cinsel deneyimlerinde büyük bir kanama yaşarlar: Halbuki bugün biliyoruz ki bazı kızlık zarları elastiki ve hiç kanama olmayabiliyor, esnek olabiliyor. Bu da normal bir süreç.
- Cinsel ilişki, cinsel birleşme demek değildir. Yani cinsel ilişki penisin vajina ile ilişkisi değildir; her ilişkide mutlaka cinsel birleşme yaşanması gerekmez. Cinsellik yakınlaşmakla duygusal anlamda düşünsel anlamda paylaşmakla başlar.

Çiftlere Öneriler

- Çiftler ilk etapta endişelerini, korkularını ve cinsel beklentilerini paylaşmalılar. İletişim çok önemli.
- Çiftlerden herhangi birinin bir rahatsızlığı, sıkıntısı varsa yokmuş gibi davranmamalı. Örneğinrol yapma meselesini çok fazla dinliyoruz. Sakıncalı bir davranıştır.
- Cinsel sorunlar aile içinde çok fazla açıklanmamalı. En uygun yöntem bir uzmana danışmaktır.

Evlilik mi? bekarlıklık mı?

09 Ekim 2008 Merve  
Kategori: Evlilik, Yaşam

20li yaşlarınızda deneyim kazandınız ve artık olgun bir kadınsınız, peki yolunuza bekar olarak mı devam etmeli yoksa evlenmeli misiniz diye karar veremiyor musunuz…

Birlikteliğin mi, yoksa yalnız kalmanın mı daha iyi olacağına karar vermeye çalışırız. Beraber olmak mı, bağımsız yaşamak mı? Kendini teslim etmek mi yoksa özgür olmak mı? Yaşadığınız olumsuz tecrübeler, hayal kırıklıkları hatta mutsuz bir aile ortamında büyümek bu ikilemi yaşamanıza neden olur. Oysa birçok insan bunun kararını rahatlıkla verebilirken siz hâlâ birçok endişeyi içinizde barındırırsınız. Evlilik değil, ciddi bir beraberlik bile sizi tedirgin etmeye yeterli olur. Bağlılık ve özgürlük noktasında bu hassas dengeyi kurmaya çalışırsınız. Ne zaman o dengeyi aşarsınız, işte o zaman hayatınızda eksik olan şeylere ihtiyaç duymaya başlarsınız.

Uzun soluklu bir ilişkiniz olduğunuzda, ait olma duygusu hoşunuza gidebilir. Fakat bazı noktalarda bu bağlılık kısıtlayıcı olmaya, sizi sıkmaya başlayabilir ve kendi hayatınız üzerinde daha fazla söz sahibi olma ihtiyacı duyabilirsiniz. Eğer bekarsanız ve özgürseniz, içinde bulunduğunuz bağımsız olma duygusu sizin hoşunuza gidebilir fakat sonrasında bu duygu yerini yalnız hissetmenize ve biri ile beraber olma isteğinize bırakabilir. Yeni bir ilişkiye başladığınızda da bağımlı olduğunuzu ve kısıtlandığınız duygusuna yeniden kapılıp yeni bir kısır döngünün içinde kendinizi hissedebilirsiniz.

Kararsızlık yaşıyorsanız

Eğer hâlâ içinde bulunduğunuz durumdan emin değilseniz, ikilemlerin içine düşmeniz çok normal. Bir birliktelik yaşamadan önce ayrılığı düşünüyor ya da bir evlilik yaşamadan önce boşanmayı düşünüyorsanız bu aslında sizin korkularınızın da bir göstergesidir. Oysa özgürlük ve bağlılığı bir arada yaşayabilirsiniz. Temelinde saygı, adalet, dürüstlük ve güven olan bir ilişki yaşadığınızda da hem özgürlüğü tadabilir hem de aitlik duygunuzu tatmin edebilirsiniz.

Birlikteliği ya da evliliği kısıtlayıcı bir durum gibi görmemek ve bakış açınızı genişletmeniz gerekir. Bu noktada empati kurmak, isteklerinizi birbirinize açıkça söylemek ve zaman zaman birbirinizi yalnız bırakmak bir ilişkide yapmanız gereken en önemli şeydir.

İşte her iki durumda da yaşayacağınız avantajlar ve dezavantajlar listesi:

Bekar olmanın avantajları

* Kendinizi keşfetmek ve geliştirmek, yani kendiniz olmak için yeterli özgürlüğe sahipsinizdir. Fedakarlık yapmak zorunda kalmazsınız. İstediğinizi yapabilirsiniz. Örneğin dans dersleri alabilir, İspanyolca öğrenebilir, evinizde kedi ya da köpek besleyebilirsiniz. Ayrıca geride bırakacağınız hiçbir şeyinizde yoktur. İstediğinizde yeni bir ev, yeni bir iş ve farklı bir şehirde yaşamayı bile düşünebilirsiniz.

* Başka birinde mutluluğu aramak yerine kendinizde mutluluğu elde etmeyi öğrenirsiniz.

* Eksiksiz, çok yönlü ve özgürsünüzdür. Gelecekte yaşayacağınız ilişkilerinizde daha mükemmel vasıflarla girme şansına sahip olabilirsiniz. Her anlamda tam bir donanıma sahip olmak, tek başına rahat bir yaşam sürebilmek ve ayaklarınızın üzerinde dimdik durmak ilerde yaşayacağınız ilişkilerinizi olumlu yönde etkileyecektir.

* Mali konularda daha fazla söz hakkına sahipsinizdir. Nereden alışveriş yaptığınız ya da yüksek bir fiyata aldığınız ayakkabı için hesap vermek zorunda değilsinizdir.

* Her erkekte olan horlama, yorganı çekme, geğirmek ve tıraş takımlarını lavaboda bırakmak gibi sinir bozucu durumlarla karşı karşıya kalmazsınız.

* Kız arkadaşlarınızla, ailenizle ve gönül işlerinizle daha fazla vakit ayırabilirsiniz. İhmal ettiğiniz ve size destek olan kişilerle ilişkilerinizi rehabilite etme şansınız olur.

* Dışarıya rahatlıkla çıkabilir ve yeni insanlarla tanışabilirsiniz. Bunun içine yeni erkek arkadaşlarınızı da ekleyebilirsiniz.

* Eve geldiğinizde yemek yapmak, çamaşır yıkamak, evi toplamak gibi zorunluluklarınız olmaz. İstediğiniz zaman bunları yapabilirsiniz. Üstelik en önemlisi gömlek ütülemekten artık yorgun düşmezsiniz.

Bekar olmanın dezavantajları

* Kendinizi yalnız hissedebilirsiniz. Özellikle etrafınızda o kadar çift varken ve aileniz artık biri ile birlikte olmanızı isterken.

* Bunu başarısızlık olarak değerlendirebilirsiniz ve bu konuda kendinizi acımasızca eleştirebilirsiniz. Hatta depresyona bile girebilirsiniz.

* Bekar olduğunuz için etrafınızdaki adaylar arasında bir tercih yapmakta zorlanabilirsiniz. Ama uzun süre bekar kalırsanız ve ince eleyip sık dokursanız elinize geçen fırsatları değerlendiremeyebilirsiniz.

* Flört etmek bir sürüklenmeye sebep olabilir. Kadınlar ve erkekler sürekli farklı şeylerin peşindedirler. Kadınlar kendilerini anlayan, güvenebilecekleri bir erkek ararken; erkekler ise rahat bir ilişki yaşayabilecekleri bir kadın ararlar.

* Bir çiftin sahip olduğu şeyleri gördüğünüzde üzülebilirsiniz. Birbirine ruh ikiziyim diyen ve onunla bir ömür boyu yaşamak istediğini söyleyen bir çifti ya da çocuklarıyla oyun oynayan bir aileyi gördüğünüzde bazı şeyleri kaçırmış hissine kapılabilirsiniz. Fakat evlendiğinizde bile bazı şeyleri geç yaşamış olmak sizi yine üzebilir.

* Sürekli neden bekar olduğunuzu kendinize sorabilirsiniz. Bunu dert edip bir an önce yeni birini bulmak umuduyla karşınıza çıkan her erkekle ilişki
yaşayabilirsiniz. Sizin bu halinizi gören potansiyel eş adaylarını da bu arada kaçırma şansınız da yüksek.

* Aileniz ve arkadaşlarınız sizi rahatsız edici yorumlarıyla canınızı sıkabilirler. “Tam sana uygun bir çocuk buldum” diyerek çöp çatanlığa bile başlayabilirler.

Birlikteliğin avantajları

* Birlikteliğin sizin için doğru olduğuna karar verdiyseniz tadını çıkarın.

* Flört etmeye, yeni bir erkek arkadaş bulmaya, ayrılıklara ve boşanmaya son verdiniz. Artık rahatlayabilirsiniz.

* Birbirinizi hem duygusal, hem de maddi yönden destekleme şansına sahipsinizdir. Deneyimlerinizi ve kazanımlarınızı paylaşmak size iyi gelebilir.

* Beraberlik size derinlik katacaktır. Doğruluk, dürüstlük ve inançlar konusunda sizin tatmin olmanıza yardımcı olur.

* İlişkinizde aitlik, güven, istikrar ve devamlılık duygularını hissetmeye başladığınızda gelecek için güzel şeylerde düşünmeye de başlarsınız.

* Bekar arkadaşlarınıza göre kendinizi daha üstün hissedebilirsiniz.

* Arkadaş çevrenizi onun ailesi ve arkadaşları ile genişletebilirsiniz.

* Duygusal olarak kendinizi bağlı ve güvenli hissedersiniz.

Evlilik, aşkı öldürür mü? Tartışın!

Birlikteliğin dezavantajları

* Birliktelik, mutluluk ve memnuniyet için bir sigorta değildir. Çünkü tek başınayken mutlu olamıyorsanız hayatınızda biri olduğunda da mutlu olamayabilirsiniz. Sağlıklı ve uzun soluklu bir ilişki yaşamak istiyorsanız kendinizi eşinizle paylaşmalı, siz de olmayan ama onda olan olumlu özellikleri ondan almaya çalışmalısınız. Aksi takdirde hayal kırıklığı yaşayabilir ve pişman olabilirsiniz.

* Çok fazla deneyime sahip olmadan bir evlilik yaşarsanız ileride ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilirsiniz.

* Eğlencenin ve özgürlüğün tadını kaçırmış olduğunuzu düşünebilirsiniz. Özellikle de çocuklar ve ev işleriyle uğraşmak zorundayken.

* Geleceğinizi planlamaya çalışırken kendinizi kapana sıkışmış hissedebilirsiniz.

* Başkalarına karşı sorumlu olduğunuz için sevgiliniz, eşiniz, ailesi v.s kızgın olabilirsiniz. Geç kalacağınızı söylemek bile olsa…

* Bazı şeyleri rutin bir şekilde yapmak zorunda olmak ev işleri gibi ve bazı rolleri oynamak sizi sinirlendirebilir.

* Yanlış bir erkeğe aşık olup incinebilirsiniz. Özellikle genç yaşta doğru kişiyi bulmak o kadar da kolay değildir.

* Oturmuş bir ilişkiyi bırakıp gitmek günlük yaşadığınız flörtlerden zordur.

* Ailenizle ve arkadaşlarınızla daha az görüştüğünüz için,
yaşamınızın sadece iki kişi arasında geçtiğini düşünebilirsiniz.

* Kendinize ait özel hayatınız kalmayabilir. Onun yakın çevresi ve ailenizin ziyaretleri bazen programınızı bozabilir.

Sizin için en iyisi hangisi?

Bu soru için ne doğru ne de yanlış bir cevap söz konusudur. Çünkü herkes farklı yapılara sahiptir. Fakat kararsızsanız 20li yaşlarınızda evlenmeyi düşünmemelisiniz. Çünkü bu yaşlar kişiliğinizin gerçek anlamda şekillendiği, sorumluluk almaya ciddi anlamda başladığınız ve kimliğinizi bulmaya başladığınız dönemlerdir. Eğer genç yaşta evlenirseniz ilk etapta sevdiğiniz insanla size ait bir evde olmak cazip gelebilir. Fakat ilişkinizin rutine döndüğünde bu durum size sıkıcı gelmeye başlayabilir. Sizinle yaşıt olan kız arkadaşlarınız sorumluluktan uzak ve rahat bir hayat yaşarken bu sinir bozucu olabilir.

Erken yaşta evlendiğinizde eğer her şey yolunda gitmezse hâlâ önünüzde yaşayacağınız koca bir hayat ve deneyimleyeceğiniz uzun seneleriniz olacaktır. Fakat muhtemelen bir ilişkiyi istikrarlı ve başarılı hale getirebileceğiniz az hayat tecrübenize ve olgunluğa sahipsinizdir. Bir eş ya da sevgili için ne kadar uygun olduğunuzu sorguladığınızda aslında en doğru kararı ön sezilerinize dayanarak karar vermelisiniz. Sakince düşünmeye çalışın. Karşınıza çıkan kişiyi iyi analiz edin. onun Bay Doğru olabilme ihtimalini düşünerek Hatta tüm duygularınızı bir kenara not edin. Ortaya çıkan sonuçlara siz de çok şaşıracaksınız.

Ne yaparsanız yapın bir yuva kurup hayatınızı biriyle birleştirmeden önce 10 hayati soruyu mutlaka kendinize sorun.

1. Onu gerçekten seviyor musunuz, o da sizi seviyor mu?

2. Bu insana karşı kendiniz olabilecek misiniz?

3. Büyümeniz ve olgunlaşmanız için bu ilişkide yer var mı?

4. Sizin farklılıklarınız onun özellikleriyle tamamlanıyor mu, ya da tam tersi?

5. Bağlanmak ikiniz içinde kolay mı?

6. Dış etkenlerin etkisinde kalmaksızın sizin için ne hissediyor?

7. Bir birlikteliğin sorumluluğunu alabileceğinizi düşünüyor musunuz?

8. Ailesi ve ailesi ile anlaşabilecek misiniz?

9. Birbirinize karşı toleranslı davranabilecek misiniz?

10. Aynı evde yaşamayı daha önce hiç deneyimlediniz mi?

Ciddi bir ilişki ya da evlilik ilişkisi içine girerken yapılan tercihler bireyin olgunlaşmasına ve ihtiyaçlarını fark etmesine göre şekillenir. 20li yaşların başlarında bireyler, genel olarak kurdukları ilişkiler içinde birbirine çok yapışık ve neredeyse kader ortaklığı niteliğinde ilişkiler kurmaya müsaittir. İlişkinin içinde hızlı gelişip büyüyen birey, ilişkiden beslenemediğinde ilişkiden çıkmayı talep edebilir. İlişkiden çıkmak bireyin yalnızlık korkularını açığa çıkarabilir ve mutsuz oluşa rağmen ilişki içinde kalınmasına da neden olabilir.

20li yaşlar bireylerin yeni hayat durumları ile karşılaştıkları ve bağımsızlık duygusunu daha yoğun hissetmek istedikleri dönemlerdir. Bu nedenle kişiler, ilişkinin kendilerini gerçekleştirmelerini engelleyeceği ve olmak istedikleri kendileri olamayacaklarından kaygılanıp ilişkiden kaçabilirler. Ortaya birbirinden zıt görünen iki ihtiyaç çıkar. Birine bağlı olmak, bir ilişki içinde olmak; karşılıklı olarak bir şeyler verip alabilmek anlamını taşır. Her birey bu ihtiyacı hisseder. Yalnız kalmak bağımlılık duygusundan kaçmak olarak değerlendirilemez. Yalnız kalmak bağımlılık duygusunun zıttı değildir. Kaygı verici nitelikte olmadan her insanın tercihli yalnız kalışlara da ihtiyacı vardır. Her ilişki bireylerin yalnızlığını da koruyabilmelidir.

Özellikle evlilik kararı vermeden önce birey kendi olabilme sürecini tamamlamış olmalıdır. Böylece kendi ihtiyaçlarını, ilişkiden beklentilerini, ilişkide yaşayabileceği kaygılarını fark edebilir. Daha keyifli ve doyumlu ilişkiler içine girebilir.

Sağlıklı evliliğin şifresi çözüldü

09 Ekim 2008 Merve  
Kategori: Yaşam

İşte mutlu ve sağlıklı bir evlilik yaşayabilmenin altın anahtar kuralları. Mutlu hayatın anahtarı evlilikten geçer. Ancak evlilik bazı problemler dolayısıyla zaman zaman çekilmez hale gelebiliyor, uzun süren krizler nedeniyle mutluluk bir hayal olabiliyor. Ancak sağlıklı evliliklerde gerilim problem üzerinde yoğunlaşıyor ve kişiliklerin çarpışmadığı bu tatsızlıklarda tartışmalar gerilime neden olan konu çerçevesinde kalıyor. Uzmanlar bir klişe gibi görünse de sağlıklı bir iletişimin eşler arasındaki yegane çözüm yolu olduğunda ısrar ediyorlar.

Sağlıklı iletişim demek tartışma yaşanmayan bir iletişim demek değil. ‘Biz hiç problem yaşamıyoruz’ diyen çift yok denecek kadar az. Her konuda aynı düşünemeyebilen çiftler, her durumda aynı istek ve ihtiyacı da hissetmeyebiliyor. ‘Hiç problem yaşamıyoruz’ diyen evli çiftler ya problemlerini çatışmaya dönüştürmeden çözmeyi öğrenmiş oluyorlar ya da tartışmaktan kaçınarak problemlerinin üstünü örtüyorlar. Tartışmanın da bir problem çözme şekli olduğunu hatırlatan psikologlar, bu noktadaki en hassas çizginin tartışma ile kavgayı birbirine karıştırmamak olduğunu vurguluyor.

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Psikolog Çiğdem Demirsoy, eşler arasında kavgaların problemi çözmek yerine daha da büyüteceğini ifade ediyor. Sorunları tartışmanın ise karşılıklı olarak duygu ve fikirlerin birbirine iletilmesi olduğunu dile getiren Demirsoy, bu tartışmaların eşlerin yaşadıkları ortak problem üzerinde çözümler üretmelerine ve uzlaşacakları noktayı bulmalarına fırsat sağladığını kaydediyor.

Kavgada ise karşılıklı bir güç savaşı, haklı çıkma veya dediğini yaptırma uğraşı bulunduğunu anlatan Demirsoy, şöyle devam ediyor: “Kavgada taraflar birbirini anlamaya çalışmadığı için kendini anlatma çabasıyla giderek gerilim artar. Kızgınlık yükselir ve artan gerilimle birlikte iletişim yanlışları ilişkiye hakim olur. Kendilerini kabul ettirme çabasıyla birbirlerine çeşitli yöntemlerle güç ve baskı uygularlar. Bu baskılar bazen fiziksel güç göstermeye varabilir ama çoğunlukla da birbirlerinin kişiliğini, benliğini yaralamaya yönelik incitici söz ve hakaretlerdir.”

Kendisine saldırıldığını, baskı ve güç uygulandığını gören bir kişinin ya savaşacağını ya da kaçacağını söyleyen Demirsoy, her iki tutumun da evlilik ilişkisine zarar vereceğine dikkat çekiyor: “Savaşma tercih edildiğinde sertlik sertliği doğurarak gerilim yükselecek ve zamanla sevgi ve saygıyı zedeleyen kavgalar ilişkide yer alacaktır. Kaçma tutumuna gidildiğinde de ilişkiden uzaklaşma olacaktır.”

Böyle bir sonuca ulaşmamak için her iki tarafa da çatışmayı çözme ve ilişkiyi olumluya döndürme sorumluluğu düştüğünü dile getiren Demirsoy, “Karşı taraf hatalı da olsa, hakaretle de yaklaşsa onunla savaşmamak veya boşanma tehdidinde bulunmamak gerekir. Eşlerin her ikisi de kendisini problem çözme ve iletişim becerileri konusunda geliştirirse istenmeyen durumlar yaşanmaz. Kişinin duygularını tanıma ve uygun bir şekilde ifade edebilmeyi ve karşısındakini de anlamaya yönelik olarak dinleyebilmeyi öğrenmesi gerekir.” diye uyarıyor.

Demirsoy’a göre, sağlıklı iletişim kurulursa eşler yaşadıkları problemleri uygun şekilde tartışabilir ve kriz durumlarından ilişkileri için kazanımlarla çıkabilirler.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Alper Evrensel, evlilikte diyaloğu en çok zehirleyen durumun iletişimin bir güç savaşına dönüştürülmesi olduğuna işaret ediyor. Bu noktada eşlerin amacının artık sorunu çözmek değil, galip gelmeye çalışmak olduğunu dile getiren Evrensel, değerlendirmesini şöyle sürdürüyor: “Güç savaşının egemen olduğu bir iletişimde aradaki sorun daha da büyür, ihtilâf daha da derinleşir. Tartışmanın boyutu giderek büyür. Savaştan zaferle ayrılma arzusu, istenmeyen söz ve davranışları da beraberinde getirir. Sakin kafayla düşünüldüğünde ‘keşke olmasaydı’ denen durumlar ortaya çıkar.”

Güç savaşının bir kolunun ise ‘boşanma ile tehdit etme’ olduğunu bildiren Evrensel, “Bu kadar önemli bir kararın böylesi bir kriz anında verilmemesi gerektiği açıktır. Her krizde olduğu gibi böyle durumlarda da verilen kararların hatalı olma olasılığı çok yüksektir. Sonradan pişman olunacak söz ve davranışlar ise evlilik sürecini tahrip etmekte, eşlerin birbirine ve evliliğe duyduğu güveni zedelemektedir.” diyor.

Nişanlıklar

08 Temmuz 2008 admin  
Kategori: Evlilik, Gelinlik








Abiyeler

24 Haziran 2008 admin  
Kategori: Anasayfa, Evlilik, Gelinlik, Tesettür Giyim, Yaşam

Her zevke göre çeşit çeşit abiye resimlerini sitemizde bulabilirsiniz.  Daha fazla abiye görmek için resimlerin sonunda benzer konuları okumak istermisiniz yazısının altındaki linkleri kullanabilirsiniz.














Sonraki Sayfa »